Schedule a Visit

Nulla vehicula fermentum nulla, a lobortis nisl vestibulum vel. Phasellus eget velit at.

Call us:
1-800-123-4567

Send an email:
monica.wayne@example.com

Dikkat Eksikliği – Hiperaktivite Bozukluğu

2 sene önce · ·Dikkat Eksikliği – Hiperaktivite Bozukluğu için yorumlar kapalı

Dikkat Eksikliği – Hiperaktivite Bozukluğu

Dikkat eksikliği – Hiperaktivite Bozukluğu, dürtüsellik, dikkat eksikliği ve aşırı hareketlilik olarak belirtiler göstermektedir. Dikkat eksikliği, kişinin dikkat yoğunluğunun yaşıtlarına kıyasla daha düşük bir düzeyde olmasıdır. Dikkat eksikliğinde sorun dikkat etmemek değildir. Sorun aslında dikkati tam olarak bir noktaya odaklayamamak ve aynı anda tüm uyarılara odaklamaktır. DEHB’nin yaklaşık yaygınlık oranı çocuklarda %8, ergenlerde %6 yetişkinlerde ise %4 olarak bilinmektedir. Özellikle çocuk ve ergen öğrencilerde çok sık olarak görülmektedir. Sanıldığının aksine DEHB ailenin davranış şekli yüzünden meydana gelmez, ailenin davranışı sadece DEHB’nin artış veya azlışına etki edebilir. DEHB, öğrencilerin gerek eğitim hayatını gerekse okul içi davranışlarını çoğu zaman negatif bir şekilde etkilemektedir. Bu nedenle hem öğrenciler hem aileler hem de öğretmenler bu durum ile alakalı desteğe ihtiyaç duyabilmektedirler.

Dikkat Eksikliği – Hiperaktivite Belirtileri

DEHB’nin erken teşhis edilmesi ve tedavi edilmesi çok önemlidir. Çocukluk döneminde zaten var olan DEHB, okula başlamayla birlikte çok daha fazla ortaya çıkmaktadır. Genelde DEHB’li çocuklar okul öncesi dönemlerinde kolay bıkan ve sıkılan yapıya sahiptir. Söz konusu oyun/oyuncak gibi şeyler bile olsa bir süre ilgilendikten sonra sıkılıp bırakırlar, hatta bazen oyuncaklarını atıp parçaladıklarını bile görebiliriz. Okul hayatının başlamasıyla eğitim öğretime olan ilgisizlikleri ön plana çıkar. Örnek verecek olursak, ödev yapamadıklarını, masa başında oturamadıklarını çok net bir şekilde gözlemleyebiliriz. Olur da ödev yapmaya otururlarsa bile aileleriyle birlikte oturmak ve ancak onlar yardım ederse ödevlerini yapmak istediklerini söylerler. Bu süreçte de yine su içmek, tuvalete gitmek gibi bahanelerle sürekli yerlerinden kalktıklarını gözlemleyebiliriz. Bu çocukların, dersleri hiç takip etmedikleri görülmektedir ve bununla kalmayıp çoğu zaman arkadaşlarının da dikkatini dağıtarak onların da ders dinlemesine engel olur ve sınıfın huzurunu bozarlar. Genel olarak, roman, masal, hikaye gibi kitaplar okumaktan haz etmezler. Öte yandan, bu durumda çocuklar kendilerine gerek aile içi gerek ise okul hayatlarında sorumluluk verilmesinden hiç hoşlanmazlar, kendilerine söylenilen şeyleri hiç duymuyormuş gibi gözükebilirler ve hatta bazen 3-4. söyleyişte karşılık verirler. Dahası, 5-10 dakika bile olsa ders çalışamayan bu çocuklar saatlerce televizyon ve bilgisayar başında oturabilirler. Bu olay, DEHB yaşayan çocuğun, kargaşa, ses, gürültü içeren ortamlarda odaklanmasının yani kendisini vermesinin daha zor olmasıyla ve çocuğun sessiz sakin ortamlarda çok daha fazla ilgisini çeken bir konuya yoğunlaşmak istemesiyle ilişkilendirilebilir.

DEHB’nin erken teşhis edilmesi ve tedavi edilmesi çok önemlidir. Yaş ilerledikçe DEHB sıklığının oldukça azaldığı gözlemlenmektedir hatta genellikle yaş ilerlemesiyle birlikte tamamen ortadan kalkmaktadır. Yine de çocukluk ve ergenlik dönemlerinde, bu bozukluk kalıcı olacak şekilde hasarlara sebep olabilmektedir dolayısıyla herhangi bir sorun yaşanmadan önce, erkenden teşhis edilip konuyla alakalı destek alınmalıdır. Nadir olarak DEHB erişkinlerde de devam etmektedir, bu durumda kişide çocukluktakine benzer belirtiler gözlemlenmeye devam etmektedir. Sonuç olarak bu kişiler çocukken aldıkları hasarı taşımaya devam etmektedirler ve tedavisi uygulanmadığı sürece bu durum kişiye fazlasıyla rahatsızlık vermiş olacaktır.

Sağlıklı İlişkinin Sırları

2 sene önce · ·Sağlıklı İlişkinin Sırları için yorumlar kapalı

Sağlıklı İlişkinin Sırları

Sağlıklı bir ilişkiden bahsederken öncelikle ilişkinin dokusundan bakmak gerekiyor. Partnerler arasındaki tutku, bağlılık ve yakınlık ne durumda? Aşağıda söz edilen tüm konular aslına bakıldığında bu üç başlık altında kendini gösteriyor. İlişkileri daha iyi hale getirmek için verilen ipuçları partnerler arasındaki tutkuyu, bağlılığı ve yakınlığı arttırmaya yönelik adımlardır.

Sağlıklı İlişki Nasıl Olmalıdır?

KENDİNİZLE OLAN İLİŞKİNİZİ SIKI TUTUN: Sağlıklı bir ilişki kurabilmenin öncülü, her şeyden önce kişinin kendisiyle olan ilişkisidir. Kendisiyle olan ilişkisinde yoğun çatışma gösteren ve uzlaşı sağlayamayan bireylerin partneriyle olan ilişkisinde çatışma yönetimi sağlayamaması şaşırtıcı olmayacaktır.

ORTAK ANLAM ÜRETİN: Partnerinizle sizi buluşturan veya buluşturabilecek değerlerin varlığı ilişkinin sürdürülmesinde önemli rol oynar. İlişki içerisinde ortak bir duyguyu paylaşabilmek, ortak hedefler belirlemek, aynı beklenti ve arzulara sahip olmak partnerler arası yakınlığı arttırır. Ortak anlam üretimi; kurduğunuz ilişkinin bir parçası olmanın anlamını kavramanızı sağlar. Bu sebeple ilişki potansiyelinizde gizli olan ortak paydaları keşfedin ve mutlaka var olan ortak alanlarınızı güçlendirin.

AÇIK İLETİŞİM SAĞLAYIN: Anlaşılabilmenin en basit yolu fikir ve beklentileri açık biçimde karşınızdakine aktarmaktır. Kinayeli ve üstü kapalı anlatım partnerler arası sağlıklı iletişimin önüne set çeker, kişileri anlamlandıramadığı bir çıkmaza sokar. Fikirlerini perdeli biçimde ifade etmek veya tamamen sessiz kalarak anlaşılmayı beklemek partnerinize anlaşılmaz gelebilir ve dolayısıyla ilişki içerisindeki yakınlığı olumsuz anlamda etkiler.

CİNSELLİĞE ÖNEM VERİN: Sağlıklı bir ilişkinin en önemli bileşenlerinden biri cinselliktir. Cinsellik; açık iletişim konusunda en çok zorlanılan ve diğer tüm sosyal ilişkilerden farklı olarak çiftlerin birbirini takdir edip onaylanma ihtiyacı aradığı alandır. Cinsellik, esneklik gerektirir. Seks hakkında partnerlerin kendilerini güvende hissetmesi, isteklerin doğru biçimde ifade edilmesi ve buna karşılık olarak partnerin uygun biçimde karşılık vermesi öğrenilmelidir.

SEVGİ VE BEĞENİYİ PAYLAŞIN: İlişki içerisinde genellikle negatif duygulanım daha çok paylaşılır fakat beğeni, küçümsemenin panzehridir. Hatalara odaklanma alışkanlığınızı değiştirmeye başlayın, partnerinizin doğru ve iyi davranışlarını bulun, bunları takdir edin. Partnerinizin ideallerini ve çabasını görmezden gelmek yerine bunları desteklemek ve onaylamak partnerler arası dostluğun güçlenmesini sağlar.

SINIRLARINIZI KORUYUN: ‘’Sınır’’ kelimesi kulağa pek hoş gelmese de bir ilişkide belirlenmesi ve korunması gereken en önemli ögelerden biridir. ‘’O benim sevgilim, sınır mı olur?’’ diye düşünmeyin. Belirgin fakat aynı zamanda durumsal olarak esnetilebilen sınırlar hem bireyselliğinizi hem de ilişkinizin sağlığını koruyacaktır. Sınırlarıyla korunan bir ilişki, aynı zamanda bağlanmaya ve ilişkinin devamlılığını sağlamaya da hizmet etmektir.

Kişiler arasında yaşanan problemler her zaman doğaldır ve çözüm mümkündür. Belirttiğim alanlarda yaşanan herhangi bir zorlukta uzman psikologlara danışmaktan çekinmeyiniz.

Kaygı Nedir?

2 sene önce · ·Kaygı Nedir? için yorumlar kapalı

Kaygı Nedir?

Hayatımızda belirsiz durumlar söz konusu olduğunda, vücudumuz yaşadığı duruma karşılık kendisini tehdit altında hisseder. Bu tehdit altında hissetme duygusu vücudumuzun belirsizliğe hazır olmadığının göstergesidir. Kişi bu durum içerisinde olduğunda bedeninde adeta yangın alarmı çalar. Bedensel ve duygusal olarak hissedilen bu duruma kaygı duygusu denir. Kaygı duruma ve sürekli olarak hissedilen hale göre ikiye ayrılır. Duruma bağlı kaygı, kişinin dişçi koltuğunda olduğunda, sınav kapısında beklerken ya da ameliyata girmeden önce hissettiği duygudur. Sürekli hissedilen kaygı ise, kişinin kendini sürekli tehdit ve tehlike altında hissettiği duygudur.

Kaygı hissedildiğinde, zihnimizde bu duyguyla ilgili kuruntulu düşünceler geçer. Bunlar hissettiğimiz duyguya yönelik yorumlamalarımızdır. ‘’ Daldım.’’ ‘’ Ben zaten yeteneksiz biriyim.’’

Kaygı Anı Belirtileri Nelerdir?

Hissettiğimiz bu duygu esnasında fiziksel belirtiler, baş dönmesi, göğüs ağrısı, yorgunluk, mide bulantısı, çarpıntı, bulanık görme, titreme, ürperme, nefes alamama gibi belirtilerdir.

Bu belirtiler söz konusu olduğunda, amaç kaygıyı tümüyle ortadan kaldırmak değil, kaygıyı belirli bir düzeyde tutarak kendi yararımız için kullanmaktır. Çünkü orta düzeyde kaygı kişiyi motive ederek, duruma yönelik adaptasyonunu sağlar.

Kaygı Anında Neler Yapılmalıdır?

Kaygılandığımızda, hissettiğimiz duyguya yönelik yararsız düşünceler zihnimizde varsa eğer onları olumlamak birincil başa çıkma yöntemidir. Örneğin, ‘’ Sınavı kazanamazsam herkes benim akılsız olduğumu düşünecek.’’ cümlesi yerine, ‘’ Başarısız olmam sınava yeterince hazırlanamadığımı gösterir.’’

Dengeli Yaşamda Kaygı Anında yapılabilecek başa çıkma yöntemlerinden biridir. Sağlıklı beslenmek, tütün, alkol ve kafeini azaltmak, düzenli spor yapmak, daha iyi dinlenmek ve uyumayı öğrenmek de sağlıklı yaşamlardan biridir.

Son zamanlarda hayatımıza giren Mindfulness kavramı da kaygı anında hissedilen duygunun kaçınılmazı gereken bir duygu değil,  o an içerisinde yaşanıldığında, kişinin başa çıkma becerisini arttırdığını gösteriyor. Hissedilen kaygı duygusu ile mindful tutumlardan mücadele etmeme kavramında da olduğu gibi, verilen tepki yerine yanıt verebilmek gerekir. Yani kişi duyguyla çatışma altına girmeden anda hissettiği duyguların farkına vararak yanıt verebilme becerisidir. Bunu yapabilmek diğer tutumlardan sabretmek ve kişinin kendi duygusuna da güvenmesi önem taşır.

Hissedilen kaygı duygusu içerisindeyken ya hep ya hiç veya olumsuz düşünce hataları içerisinde olmadan, gerçeklikle temas etmek de başa çıkma yöntemlerinden birisidir.

Bu başa çıkma yöntemleri kişinin o duyguyla temasında problem yarattığında, iş, okul veya hayati alanlarında günlük rutinlerini etkilemeye başladığında psikolojik destek almak gerekmektedir.

PASİF AGRESİF KİŞİLİK BOZUKLUĞU NEDEN OLUR?

2 sene önce · ·PASİF AGRESİF KİŞİLİK BOZUKLUĞU NEDEN OLUR? için yorumlar kapalı

PASİF AGRESİF KİŞİLİK BOZUKLUĞU NEDEN OLUR?

Yaşamımızın her alanında duygularımızı, düşüncelerimizi, istek ve ihtiyaçlarımızı bilip bunu
ifade etmemiz gerekir. Herkesin ifade biçimi farklı olmakla birlikte bu, güvenli diyebileceğimiz
yollarla yapılabilirken güvensiz veya sağlıklı olmayan yollarla da yapılabilir. Pasif agresif kişilik
bozukluğu davranışlarını gösteren kişi güvensiz iletişim yollarını daha çok benimser. Örneğin
ondan bir işi yapmanızı istediğinizde kabul eder ve memnun görünür ancak içsel olarak
isteksiz ve öfkeli olma olasılığı yüksektir.
Yapılan çalışmalara bakıldığında kesin sebepler ortaya konulmasa da pasif agresif kişilik
bozukluğunun alt yapısının çocukluk dönemlerinde oluşmaya başladığını söyleyebiliriz.
Çocuğun baskıcı tutumlara maruz kalması, kendini ifade etmesine izin verilmemesi, sıklıkla
eleştirilip küçük düşürülmesi, takdir görmemesi önemli yaşantısal etkenlerdir. Yoğun şekilde
agresif davranışlara maruz kalan çocuklar kendilerini bu şekilde korumaları gerektiğini
öğrenirler ve bunu da davranışlarına yansıtırlar. Duygularını ve düşüncelerini sağlıklı şekilde
ifade etmesine fırsat verilmeyen ve bu konuda teşvik edilmeyen çocukların saklamayı
öğrendiklerini ve bunu dolaylı yollarla dışa vurduğunu söyleyebiliriz. Pasif agresif kişi dış
dünyaya şüphe ile yaklaşarak alıngan davranışlar sergilemeye meyillidir. İçsel olarak da
yetersizlik duygusu, suçlanma korkusu ve kendine güvenmeme ile mücadele eder. Aslında
dışsal anlamda desteğe yani onaylanma, takdir görme ve yeterli görülmeye ihtiyaç duyar.
Ancak bu ihtiyaçlarını sağlıksız şekilde yansıtarak karşılayamaz.
Pasif agresif kişi bazı davranışları ile kendini belli eder. Küsmeye ve surat asmaya meyillidir,
verilen işleri söylenen zamanda tamamlamayabilir, bazı önemli şeyleri unutmuş veya fark
etmemiş gibi davranabilir ve sorumluluk almak istemeyebilir. Eğer hayatımızda pasif agresif
kişilik bozukluğu özelliklerini gösteren birilerinin olduğunu düşünüyorsanız onlarla iyi ilişkiler
kurabilmek için bazı noktalara dikkat etmelisiniz;
  • Bu kişilerle konuşurken olabildiğiniz kadar net ve açıklayıcı olun,
  • Ara ara beğendiğiniz davranışlarını takdir etmeye, kaygılı göründüğünde teşvik etmeye
  • çalışın,
  • Herhangi bir problemde konunun kişisel olarak algılanmasına izin vermeyin. Eleştirileriniz
  • yapıcı ve davranış üzerinden olsun,
  • Sorumluluk alanları ile ilgili sınırları açık bir şekilde ifade edin, pasif agresif kişinin bahane
  • üretmesine ve kendini mağdur etmesine karşı dikkatli davranın,
  • Eğer kişi çoğu alanda pasif agresif davranışlar sergiliyor ve ısrarcı davranmaya devam ediyorsa bu konuda yardım alması için destekleyici olun.

Okul Fobisi

2 sene önce · ·Okul Fobisi için yorumlar kapalı

Okul Fobisi

Okulların açılması ile beraber çocuklarda birtakım kaygılar ve korkular tetiklenmesine sebep
olmuştur. Bunların başında okul fobisi gelmektedir. Okul fobisine eşlikli performans kaygısı
bozukluğu, sınav kaygısı, sosyal kaygı bozukluğu okullarda en çok görülen problemler arasındadır.
Okul fobisi bir travmatik sürece dayalı olarak oluşabileceği gibi çocuğun fobiye yatkınlığı sebebi ile de
oluşabilir. Aileden kaynaklı bazı tutumlar da çocuğun okul fobisini arttırma payı olabilir.

Okul Fobisi Çocukların Hayatındaki Yeri Nedir?

Okul fobisinin diğer fobi türlerinden farkı yoktur. Okul fobisi olan bir çocuğun okula gitme
zorunluluğu adete köpek fobisi olan birinin pet-shop’ta çalışmasına benzemektedir. Yapmak
zorundadır, o durum içinde olmak kendisine yoğun kaygı yaratmaktadır.
Okul fobisi olan çocuklar akademik anlamda potansiyelin altında performans gösterebilirler. Ders
başarı düşüklüğü, arkadaş kurmada zorluk, yalnızlık, içine kapanıklık okul fobisinin sonuçları
arasındadır. Buna bağlı olarak gelişen sosyal medya bağımlılığı, oyun bağımlılığı okul fobisinin açtığı
sorunlar arasındadır.

Okul Fobisi Olan Çocuğun Ailesi Nasıl Davranmalıdır?

En başta süreci kabul etmek ve çözüm arayışı içine girmek başta gelmektedir. Aile problemi
reddediyor, çocuğun içinde bulunduğu ruhsal dünyayı görmüyor, duygularına kayıtsız kalıyorsa okul
fobisi büyüme eğilimine girebilir. Okul fobisi olan çocuklar çoğu zaman okuldan kaçınma eğilimi
gösterirler. Ailelere düşen ilk görev bu kaçınmaları engellemek üzerine olmalıdır. Çocuklar okuldan
kaçındıkça kendi içlerinde bir döngüye girerler. Okuldan kaçınıp eve geldiğinde kendilerini daha
konforlu bir alan beklemektedir. Bu konforlu alan onlara ikincil kazanç sağlar. Ailenin evvela bu ikincil
kazancı kesmesi gerekmektedir.
Peki öyleyse bu ikincil kazanç ne demektir? Aile okuldan kaçınan çocuğa eve geldiğinde hizmet
ediyor, tableti, telefonu oynamasına rahatça izin veriyorsa bu ikincil kazancı oluşturur. Yani bir başka
deyişle davranış ödüllendirilir. Çocuğun okuldan kaçınması kendisine yarar sağlamaya başlamaktadır.

Okul Fobisine Psikologlar Nasıl Yaklaşmaktadır?

Öncelikle çocuk ve ergen psikolojik danışmanlığı nasıl başlar bundan bahsetmek gerekmektedir.
Çocuk ve ergen psikolojik danışmanlığı eğer ergenliğe yakın bir çocuk ise önce çocukla başlar. Eğer
Oyun terapisi sürecine alınacak bir çocuk ise önce aile ile başlar. Bu iki ayrım çok önemlidir. Okul
fobisi sadece akademik anlamda üst sınıflarda olan çocuklarda gözlemlenmez. Aynı zamanda oyun
terapisi sürecine girecek çocuklarda da gözlemlenir. Örneğin 1 Sınıfa başlayacak bir çocuk ailenin
belli başlı yanlış tutumları sebebi ile akademik anlamda yoğun kaygı yaşayabilir. Bu kendisine okul
fobisi olarak geri dönebilir.
Okul fobisi olan çocuklar ile çalışmadan önce gerekli testler uygulanmaktadır. Eşlik eden farklı
durumlar varsa onlara bakılır. Eğer kaygı seviyesi çocuğun psikolojik danışmanlık sırasında kendini
sakinleştirmesini engelliyorsa bir psikiyatr hekim tarafından süreç yürütülebilir.
Okul fobisi ile en çok Bilişsel Davranışçı Yöntem ile yaklaşılır. Bu yöntem ile düşünce duygu
davranış boyutuna müdahale edilmektedir. Çocuğun durum ile alakalı işlevsiz düşüncesi keşfedilir.
Bunun üzerine çalışılır. Psikologlar bunun için maruz bırakma, davranış deneyleri, düşünce durma gibi
yöntemler kullanmaktadırlar.

WhatsApp
Bize Yazın
Merhaba,